Uykusuz düşler kısaldı
Tarihimiz öksüz kaldı
Türkü dilimi kim çaldı
Türkçe bilen aranıyor
– Mehmet Zeki Akdağ
Bazı şeyler hiç değişmiyor.
Yakın geçmişte “plaza dili” olarak adlandırılan ve artık sadece sosyal medya ya da plaza dili olmaktan çıkıp daha yaygın bir hale gelen bir konuşma biçimi ortaya çıktı. Bu dil, Türkçe kelimelerle yabancı ifadelerin iç içe geçerek, resmi olmayan bir tarzda kullanıldığı bir dil. Sosyal medya veya günlük hayatımızda sıkça duyduğumuz bu kelimeler, Türkçeyi adeta kirleterek gelecek nesillere karmaşık ve yozlaşmış bir dil bırakıyor. Örneğin: aksiyon almak, cc’lemek, focuslanmak, mobbing yapmak, retweetlemek, globalleşmek, konsültasyon, transfer etmek, diss atmak, spam yemek, check etmek, banlamak, vibe almak, likelamak, falso vermek, trollemek, ghostlamak, overthinkistan, shiplemek, drink almak ve daha birçoğu…
Bu kelimelerin en az birini, çoğumuz sokakta yürürken arkadaşlarımızla konuşurken veya sosyal medyada duymuşuzdur. Türkçe kelimeler, adeta göldeki bir görünüp bir kaybolan kurbağalar gibi. Bu, Türkçeyi küçümsemekten başka bir şey değildir. Bu durum, dili kısırlaştırmak, unutmak ve gelişmesine engel olmak anlamına gelir. Yabancı kelimeleri alıp, Türkçesini dışlayarak unutturmak, hatta yeni Türkçe karşılıkların oluşmasına imkan vermemek demektir. 1500 yıldan fazla tarihi olan dilimize bu yabancı kelimeleri yerleştirmek, Türkçenin özleşmesini engelleyip başka dillerden “evlatlık” almasına neden olmaktır. Bu, zincirleme hatalarla Türkiye Türkçesini tehlikeye sokan büyük bir sorundur. Zincirin ilk halkası, yabancı kelimeleri sorgulamadan dilimize almamızdır. Bu da Türkçenin sıradanlaşmasına yol açmıştır.
Dil, elbette değişen, gelişen ve diğer dillerden etkilenen bir araçtır. Ancak Türkçemiz, yabancı kelimeleri özümseyemeyecek kadar yetersiz değildir. Bu durumu örneklerle açıklayalım.
Türk dünyasında lehçe, şive ve ağız farklılıkları vardır. Örneğin, Türkiye dışındaki Türk dünyasında kullanılan Öztürkçe kelimeler oldukça fazladır. Yunanca kökenli “anahtar” kelimesinin karşılığı, Türk dünyasında “açar” veya “açkıç” olarak geçerken, Anadolu ağızlarında da “kor-a” ses değişimine uğramış ve en son haliyle “gora” olmuştur. Farsçadan aldığımız “merdiven” kelimesi ise Türk dünyasında “baskıç” olarak kullanılır. Türkiye Türkçesinde “sebze” kelimesi Farsçadan gelirken, Uygurcada bunun karşılığı olan “köktat” tamamen Türkçe bir kelimedir. Yine “tercüman” kelimesi, Kazak ve Kırgız Türklerinde tamamen Öztürkçeleştirilerek “dilmaç” olarak kullanılmaktadır.
Türkiye Türkçesinde “çamaşır makinesi” kelimesi, “çamaşır” (Farsça) ve “makine” (İtalyanca) kökenlidir. Oysa Uygurcada bu araç “kir-alır” olarak adlandırılır. Divânü Lügati’t-Türk’te geçen bu kelimenin, bin yıl sonra icat edilen bir cihaza isim olarak verildiğini görmekteyiz. Bu da gösteriyor ki Türkçenin kendi evlatlarına sahip çıkması hiç de zor değildir.
20. yüzyılın başında Amerikalılar tarafından icat edilen “Remote Piloted Vehicle” (Uzaktan Komutalı Araç), Türkçeye “İnsansız Hava Aracı” (İHA) olarak geçmiştir. Türkçe, kelime türetmeye son derece yatkın bir dildir. Uygur Türkleri de bu düşünceyle İHA’nın Öztürkçe karşılığını “özü-uçar” olarak belirlemişlerdir.
Doğu Türkistan, Türk coğrafyasının kalbi ve atası olarak bilinir. Günümüzde Çin yönetimi altındaki Sincan-Uygur Özerk Bölgesi olarak anılan bu bölge, yıllardır esaret altında olmasına rağmen dilini korumayı başarmış, vatanına sahip çıkamasa da diline sahip çıkmıştır. Rahmetli İsmail Habib Sevük’ün de dediği gibi: “Giden vatanlar, dilleri diri kalan milletler tarafından tekrar kurtarılmıştır; fakat dili giden milletlerin ne vatanı kalmış, ne de kendileri…”
Sözün özü: Türkçenin özleştirilmesi ve korunması gerekmektedir. Yukarıda verdiğim örneklerde görüldüğü gibi, halk arasında ve diğer Türk lehçelerinde yaşayan kelimeler neden eğitim ve sosyal hayatımızda da kullanılmasın? Türk dili, son derece geniş bir tarih ve zengin bir kelime hazinesine sahiptir. Bu engin denize dalmalı ve Türkçenin derinliklerinden unuttuğumuz incileri çıkararak onları tekrar yaşatmalıyız. Türk olarak, dilimize sahip çıkmalı, onu konuşmalı, yazmalı, geliştirmeli ve ilerletmeliyiz.

