
Dünyanın 7 günde yaratıldığı inancı, ilk olarak Yahudi kutsal metinlerinde karşımıza çıkmaktadır. Yahudi dininin kutsal kitabı olan Tanah’ın ilk bölümü olan Tekvin’de, Tanrı’nın evreni 6 günde yaratıp 7. gün dinlendiği anlatılır. Bu anlatının kökeninin eski Mezopotamya, Mısır ve Babil gibi Orta Doğu mitolojilerinde de benzer temalarla anlatıldığı görülmektedir. Bu kültürlerde de tanrıların evreni veya dünyayı belirli bir süreç içinde yarattıkları mitleri bulunur -ki zaten hangi miti incelediğimiz fark etmeksizin insanlık olarak aynı şeyleri hissediyor ve aynı şeyleri yaşıyoruz birbirinden ne kadar farklı olmasını bekleyebiliriz- , ancak Yahudi, Hristiyan ve İslam geleneklerinde “günler” kavramı ve yaratıcının dinlenmesi gibi unsurların belirginleşmiştir. Birinci gün ışığın yaratılması , ikinci gün gökyüzünün, üçüncü gün yeryüzü ve denizler diye sıralarken en nihayetinde burada ve yaşamımızı sürdürüyoruz işte. Peki sonumuzun nasıl geleceğini biliyor muyuz?
Dünyanın sonunun nasıl geleceği konusunda bilim dünyasında birkaç ana senaryonun oluşacağı düşünülmektedir. Bu senaryolar temel olarak, kozmolojik ve fiziksel süreçlere, Güneş’in yaşam döngüsüne ve insan faaliyetlerinin gezegen üzerindeki etkilerine dayanmaktadır. En çok kabul gören teori Güneş’imiz yaklaşık 4-5 milyar içinde kırmızı dev aşamasına girmesi beklenen bir yıldız olmasına dayalıdır. Bu süreçte Güneş, genişleyerek Dünya’nın yörüngesine kadar ulaşacak. Güneş’in giderek daha fazla ısı yaymasıyla birlikte Dünya üzerindeki su kaynakları buharlaşacak, atmosfer dağılacak ve gezegen yaşanamaz bir hale gelecek. Belki de bizim dev yıldızımız gezegenimizi yutacak kadar genişleyecek.
Ama tabi ki evreni termodinamik açıdan “ısı ölümü” olarak bilinen ve termodinamiğin ikinci yasası üzerine kurulan denklemde bir sona yaklaşacağını öngörmemiz gerekir. Termodinamiğin ikinci yasasına göre, entropi kapalı bir sistemde zamanla artar ve sistem sonunda termodinamik dengeye ulaşır. Evren, izole bir sistem olarak kabul edilirse, genişledikçe entropisi sürekli artacak ve sonunda maksimum entropi durumuna erişecektir. Bu durumda, evrende hiçbir düzen veya enerji akışı kalmayacak, yani her şey enerjisini tamamen yaymış olacak. Dünya da bu süreçte soğuyacak ve varlığını anlamsız hale getirecektir.
Ayrıca karanlık enerji, evrenin genişleme hızını giderek vites arttırır gibi arttırmaktadır. Eğer bu genişleme artmaya devam ederse, bir noktada galaksiler, yıldız sistemleri ve hatta atomlar arasındaki bağlar kopma noktasına gelebilir. Bu teoriye “Büyük Yırtılma” adı verilir. Bu teorik son, uzak bir gelecekte evrendeki tüm yapının parçalanması anlamına gelir ve Dünya da bundan etkilenerek yok olabilir.
Bir başka teori olan “Büyük Çöküş” , evrenin genişlemesinin bir noktada durarak tersine dönmesi ve tüm maddenin kendi üzerine çökmesi anlamına gelmektedir. Eğer karanlık enerji etkisini kaybeder ve yerçekimi baskın hale gelirse, genişleme tersine dönebilir. Tüm galaksiler, yıldızlar ve gezegenler birbirine çekilir ve sonuç olarak evren, bir noktada yoğunlaşarak sonlanır. Bu durumda, Dünya da tüm evrenle birlikte yok olur. Bu teoriye benzeyen bir diğer “Büyük Sıçrama” teorisi, Büyük Çöküş senaryosuna benzese de, bunun evrenin bir döngü içinde genişleyip çöktüğü ve ardından yeniden genişlemeye başladığı bir döngüyü izlediğini öne sürer. Eğer evren bu şekilde döngülerden geçiyorsa, bir noktada Dünya ve evrendeki diğer tüm yapı çöker, ancak ardından yeni bir büyük patlama ile tekrar doğar. Yani son yeni bir başlangıcı getirir.
Bilim kurgu bir senaryo olarak değerlendirilse de, eğer gelişmiş bir uygarlık Dünya’yı istila etmeye karar verirse veya galaksiler arası bir tehlike ile karşılaşılırsa, elbette bu da Dünya’nın sonunu getirebilir. Henüz bu tür bir tehditin gerçekliği olmasa da evrenin büyüklüğü göz önüne alındığında, bu tür bir olasılık tamamen göz ardı edilmemelidir.
Son olarak eğer iklim değişikliği ve sera gazları etkisi kontrolden çıkarsa, Dünya atmosferi bir sera etkisi döngüsüne girebilir. Bu, Dünya’nın tıpkı Venüs gibi aşırı sıcak ve yoğun bir atmosfere sahip olmasına neden olabilir. Böyle bir durumda okyanuslar buharlaşır, atmosfer sıcaklığı yüzlerce dereceye çıkar ve yüzeyde yaşam mümkün olmaz. İnsan eliyle sadece iklim değişikliği değil nükleer savaş, biyolojik felaketler ve çevresel yıkım gibi insan kaynaklı tehditler de Dünya üzerindeki yaşamın sona ermesine neden olabilir. Sadece bunlar değil küresel ısınma ve çevresel dengesizliklerde insan yaşamını sürdürülemez hale getirebilir. Ancak bu tür senaryolar, gezegenin fiziksel olarak yok olmasını değil, yalnızca üzerinde yaşamın sona ermesini ifade eder. Sonuç olarak eğer Dünya’nın sonunun nasıl geleceğini şimdi görmek isteseydik büyük ihtimalle bu sonu Dünya’nın üzerinde yaşamasına izin verdiği canlıların yapacağı kanaatindeyim. Çünkü insanoğlu kendisine yapılan bütün iyiliklere kötülükle cevap vermek için var gücüyle çalışıyor.
