Bugün, Türk tarihinin derin izler bırakan bir dönemi ve bu dönemin edebiyatımızdaki yansımalarını konuşacağız. 1920 Temmuz’unda Bursa’nın işgali, yalnızca coğrafi bir kayıp değil, aynı zamanda milli bir sarsıntının simgesi olmuştu. Bu acı olay, dönemin şairlerinden Mehmed Âkif Ersoy’un kaleminde “Bülbül” şiirine dönüşmüş, bu şiirle Bursa’nın işgali karşısındaki derin üzüntü ve öfkesini dile getirmişti. Âkif’in Ankara’daki Taceddin Dergâhı’nda gözyaşları içinde kaleme aldığı bu şiir, bir ulusun acısını, direncini ve bağımsızlık mücadelesinin simgesini sunar.
Kahveniz hazırsa başlayalım.
Birinci Dünya Savaşı sırasında Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristanla birlikte savaşan Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Rusya ve Fransa’dan oluşan İtilaf Devletlerine karşı mağlup olur.

30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi, aslında sadece bir ateşkes değil, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanmasının zeminini hazırlayan bir adımdır.
Mütarekenin ardından yalnızca 13 gün sonra, düşman donanması Çanakkale Boğazı’nı geçerek İstanbul’a demirler, bu da müttefiklerin Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldırma planlarının bir göstergesi olur.
Sevr Antlaşması çerçevesinde İngiltere, Fransa ve İtalya, Anadolu topraklarını aralarında paylaşıp işgale başlarken, Yunanistan da bu güçlerin desteğiyle batı sınırlarını ihlal etmeye başlar. 15 Mayıs 1919’da İzmir işgal edilir.
25 Temmuz 1920’de Edirne başta olmak üzere Trakya illeri, acımasız bir şekilde ele geçirilir.
Bu dönemde, İngiltere’nin desteğiyle Yunan birlikleri Mudanya’ya çıkarak 8 Temmuz 1920’de Bursa’yı işgal eder.

Böylece, Birinci Dünya Savaşı’nın sonrasında Batılı ülkeler Osmanlı topraklarında işgal hareketlerine başlar, İstanbul işgal edilir ve işgalci donanma gemileri Dolmabahçe Sarayı’nın önünde demirler. Ülkenin üzerinde kara bulutlar dolaşmaktadır. Savaşların ve yıkımların acısı büyüktür; ancak halk, kurtuluş umudu arayarak beklemektedir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun altı yüz yıl boyunca kutsal kabul ettiği Bursa, Yunan askerlerinin eğlence amaçlı attığı bombalarla harabe haline gelir.
Nilüfer Sultan’ın türbesi, bir mezarlık görünümüne bürünür. Bursa’nın işgali, Osmanlı’nın eski başkenti olmasından dolayı, tüm ülke genelinde derin üzüntü yaratır. Eski başkent olarak daima saygı gören Bursa’nın, Yunan ordusu tarafından bu şekilde harap edilmesi, halkı sarsar.
O dönemin gazeteleri, Bursa’nın işgalini büyük bir üzüntüyle haber yapar; Hâkimiyeti Milliye gazetesinin 12 Temmuz 1920’de yayımladığı “Bahtsız Bursa” başlıklı yazıda, Bursa’nın işgali, “Türk’e verilen azapların en acısı” olarak tanımlanır.

Bu işgal günlerinin en can alıcı portrelerinden biri ise Sofoklis isminde bir yunan teğmenin Osman Gazi türbesine giderek orada bulunan sandukaya ayağını koyup fotoğraf çekilmesi, bu fotoğrafı türk ve yunan gazetelerinde paylaşmasıydı.
Bülbül”deki:
Çökük bir kubbe kalsın mâbedinde Yıldırım Han’ın
Şenâatlerle çiğnensin muazzam kabri Orhan’ın!
mısraları bu acı olay neticesinde kâğıda adeta haykırılmıştı.

Bursa’nın işgali 10 temmuz 1920 de basından önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gündeme gelmiştir. O gün işgalle birlikte riyaset kürsüsüne puşide i siyah adıyla bilinen kara örtü atılmış, işgal bitene kadar 2 yıl 2 ay 2 gün boyunca örtü orada kalmıştır.
Yakın tarihimizin karanlık bir dönemine ait olan 1920 Temmuz’unda Yunanlıların Bursa’yı işgali üzerine yazılan “Bülbül” şiiri, başlıca yurdun bir kısmının işgal edilmesini anlatmakla birlikte, şairinin bu duruma karşı duyduğu derin öfke, isyan ve itirazı da yansıtmaktadır.
Mehmed Âkif’in Safahat’ın VII. Kitabı olan Gölgeler’de yer alan bu şiir, şairin mebus olarak Ankara’da bulunduğu dönemde, ilerleyen zamanlarda “İstiklal Marşı”nın da yazılacağı Taceddin Dergâhı’nda kaleme alınmış ve Sebilürreşad dergisinin 7 Mayıs 1921 tarihli sayısında yayımlanmıştır.
Mehmed Âkif, Bursa’nın işgali sırasında duyduğu derin acıyı tüm benliğiyle hissederek, Ankara’daki Taceddin Dergâhı’nda gözyaşları eşliğinde “Bülbül” şiirini yazmıştır.
Şair, şiirinde “Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!” diyerek, Bursa’nın işgali ve bu olayın ardından TBMM kürsüsüne siyah örtü çekilmesinin yarattığı duygusal sarsıntıyı dile getirmiştir.
Bursa Osmanlı Devleti’nin ilk başkentidir. Orhan gazi tarafından fethedilmiştir. Yıldırım Beyazıt, bu şehri imar etmiş ve meşhur Ulu Camii’yi yaptırmıştır. Ancak Yunanlılar, bu iki büyük sultanın mirasını kirletmiş ve tarihi camiyi tahrip etmiştir.
Mehmed Âkif, geçmişin övünç ve gururla dolu hatıralarını “şevket, kudret, satvet, muazzam” gibi yüceltici kelimelerle anarken, Batılı güçler, şairin yücelttiği bu değerleri hiçe saymış, Osmanlı’nın muazzam geçmişini yerle bir etmişlerdir. Yunanlılar, Osmanlı’nın kudretini (satvet) harabe haline getirip, bu şanlı geçmişi sadece yıkmakla kalmamış, Orhan Gazi’nin “muazzam” kabrini de alçakça çiğnemişlerdir.
Âkif’in bu şiiri, bir gecede kaleme alınmış ve yazıldığı geceyi anımsatan bir yoğunluk taşımaktadır. Benzer bir duygu, o dönemde Malta’da sürgünde bulunan Süleyman Nazif’in de “Dâüssıla” şiirini yazmasına neden olmuştur.

Akif bu şiirini Basri Bey oğlumuza ifadesiyle I. Meclis’te Karesi (Balıkesir) mebusu olarak bulanan Hasan Basri Çantay’a ithaf etmiştir. Şiirin altına Mehmet Akif tarafından bir not da düşülmüştür. “Bu manzume yazılırken Yunan istilası altındaki topraklarımıza, hususiyle Bursa’ya dâir elim haberler geliyordu.”
Mehmet Akif Ersoy her anıldığında kendisini anlatan bir metnin sonunda “Allah bu millete bir daha istiklal marşı yazdırmasın!” denilir. Allah bu millete bir daha bir Bülbül şiiri de yazdırmasın.
